Fikir Tüccarlığı, Dinamitler, Taç

"Dünya size kim olduğunuzu soracak ve eğer bilmiyorsanız size kim olmanız gerektiğini söyleyecektir."

- Carl Gustav Jung





Sayılar, renkler ve aklınıza gelebilecek diğer bütün somut işaret ediciler sadece aklı ikna etmek için var. Ruhun aklı ikna etmesi için gerekli icatlardır bunlar. Aklın ikna edilmesi gereken konu da anlamdır. Anlam aklın ötesindedir. Aklın öteye gitmesi için ikna olması gerekir. Aklı ikna etmeden deneyimlenen yaşantı bedensel eksiklik hissiyatını yaratır. Emin olamama hali, kararsızlık, tepkisizlik gibi durdurucu güçlerin temelinde aklın ikna olmama durumu yatar.

Akıl ruhla duygular aracılığıyla iletişim kurar. Akıl korkuyu deneyimler, korkunun kalıcılığını kabul edip etmeme tercihi ruhun elindedir. Akıl eğlenceyi, sevgiyi ve sevilmemeyi deneyimler. Bu deneyimleri geleceğe taşımak tamamen ruhun iradesindedir. "Ben" dediğimiz kişi, aklın ikna olup olmadığı şeyleri gözlemleyen ve bu durum karşısında tercih hakkını elinde tutan o "Ruh" tan başkası değildir. Ruh sadece karar verme ve ikna etmeyle de sınırlı değildir elbette. Çünkü hayatta karar vermemiz gerekmeyen ya da aklımızı iknaya çabalamamızın gerekmediği anlar da yaşarız. Böyle anlarda ruh aynaya bakar, yaralarını diker, titreşimini düzenler. Bir sonraki ikna görevi için akla daha estetik görünmeye çabalar. 

Akıl şımarıktır. Yemeyi sever, doymayı bilmez. Ruhun iradesi olmasa şişmanlıktan ölür. Ama işte makrokozmosta hayat nasılsa mikrokozmosta da öyledir. Bedensel güç aklın keyfine bırakılır. Akıl istemezse göz oraya bakmaz, aklın keyfine gelmiyorsa ayak ileri yürümez, aklın canı istemezse ağız güzel sözler söylemez, aklın keyfi yerinde değilse mutluluğu hissedemezsin. Güç; canı istediği gibi beslenen, dikkatini rastgele dağıtabilen ve ruha kafasına göre duygu bombardımanı yükleyen diktatör akıldadır. 

Bu noktada ruh, acımasızca ve öngörülemeyen şekilde hüküm süren aklın kölesidir. Bazı köleler tamamen şans eseri konforlu yaşar. Aklın hükümranlığından memnundur, evren ona o şansı vermiştir. Aklın canının istediği şeyler yine tamamen şans eseri ruhun varlığını tehdit etmeyecek şekildedir. Bu tamamen şansla ilgilidir. Bazı köleler de yine tamamen şanssızlık eseri konforsuz yaşar. Aklın direttiği şeyler ruhun fıtratına aykırıdır. Bu ruhların tek bir opsiyonu vardır: tüccar olmak.

Tüccar olmayan ruhlar bedenin yaşam deneyimi kadar acı çekmeye mahkumdurlar. O ruhlara yardım etmeye hazır ve nazırım, sadece bana ulaşmaları gerek. Benim onlara ulaşma yetkim yok.

Tüccar olan ruhlar aklın dikkatini çekmek için özünden bir gram ödün vermeden türlü türlü yollar dener, kılıktan kılığa girer. Aklın ona gönderdiği tüm duyguları dinamit satın almak için kullanır. Bu dinamitleri saatler, günler, aylar hatta yıllar boyunca depolar. Acele etmez. Ne kadar dinamit gerektiğini ölçmek bile başlı başına bir zahmettir. 

Yeterli dinamit biriktikten sonra ruhun tek yapması gereken şey beklemektir. Bu bekleyişin ne kadar süreceği bilinmez. Geri sayımı olmayan bir bekleyişi kabullenmek ruhun özüdür. Bu özü yitirmemiş bir ruh için yenilgi diye bir kavram artık yoktur. 

İronik olarak geri sayımı olmayan günü beklemeyi kabul eden bir ruh o günü mutlaka deneyimler. Bu bir denklemdir ve şaşmaz. Aklın yapabileceği tek şey zamanı öne sürerek direnç kırma girişimidir. Kabullenişin direnci kırılamaz. 

Ne kadar zaman sonra bilinmez, o gün gelir. O günü tanıyabileceğiniz işaretler vardır. Akıl zayıflar, bedende bir çürümüşlük hissiyatı oluşur. Akıl ruha yapabileceği tüm baskıyı yapar. Ruh kararlı bakışlarını sürdürerek acı içinde kıvranır. Ruh kendi özünü korumayı başarabilirse (Ki bu kabulleniş seviyesiyle doğru orantılıdır) dinamitleri doğru anda patlatmayı başarır. 

Akıl tek kaçabileceği ölüme sığınır. Geçmişte biriktirdiği travmatik deneyimleri tasarlayabileceği en gerçekçi görüntülerle tasarlayıp her şeyin bittiğini dikte etmek için elinden geleni yapar. Bedeni katatonik bir hale sürükler. 

Yıkıntıların arasında ruh kendisine bir oda yapar. Bu odanın girişini de mikronluk ipliklerle örer de örer. Artık aklın gönderdiği tüm duygu silsileleri bu süzgeçten geçmek zorunda kalır. Süzgeç ruhun özünden ipliklerle örüldüğünden akıl-ruh iletişiminde duyguların üstünlüğü dönemi sona ermiştir. Akıl duyguları hissettirir, ama artık her hissiyat ruhtan bir karşılık alamaz.

Ruh, tacını takmıştır.

Fıtratına uymayan hissiyatlara kapalılık haline diğer akıllar insanlık dışı diyebilir, robotik diyebilir, anlamsız diyebilir. Bu denilenleri kulak duyar, akıl işler, akıl duygu üretir, ama ruh gerektiği kadarını süzgeçten geçirir, gerekmediği kadarının karşılığı artık yoktur.

Benim ruhumun bir tacı var. Gözümün önünde endişeleriyle, korkularıyla, öfkeleriyle mücadele etmekte olan insanlara karşı içimde sevgiden başka hiçbir şey yok. Çünkü biliyorum ki onların mücadelesi akıllarını ikna etmeyle ilgili. 

Her zaman söyledim, söylemeye de devam edeceğim. Yardım etmeye hazırım. Sadece bana ulaşmaları gerek. Benim onlara ulaşma yetkim yok.

Aklımın diretebildiği tüm olumsuzlukları başka akılların gözünden rahatça görebilme yetimi kazanabilmek için acıyı kabullenmekten başka bir yol benim için yoktu. Ama neticede ruhumun özüne ihanet etmediğim için, sevgimin ve hoşgörümün karşımdaki her ruhta yansımasını gördüğüm için mutluyum. Ödediğim bedelin karşılığından fazlasını istemiyorum. Almakta olduğum karşılık benim için yeterli. 

Dileğim ruhlarınızın tacını takmasından başka bir şey değildir.

https://youtu.be/Yq4KA0mUnC8?si=APlTJAkeMmI5cC4u



01.08.2025, Cuma

A.



Yorumlar

Popüler Yayınlar