Gece Yarısı, Vampirler ve Master Kyrie
Her gece olduğu gibi gözlerimin içine bakarak beni uykuya teslim etti. Her sabah olduğu gibi de uykuya bıraktığı emanetini gözlerimin içine bakarak teslim aldı. Hiçbir uykum yoktur ki yatağa hazır şekilde girmiş olayım. Bana hazır olmadığım şeylere karşı verebileceğim tepkileri bu şekilde öğretmeye başladı. O da yaşadığı hiçbir şeye hazır değildi; ve gözlerimin içine bakmayı tercih etti. Şimdi sıra bende.
Bir insanın kendisine söyleyebileceği en büyük yalan bir şeylere hazır olduğunu hissetmeyi beklemesidir. Çünkü yaşam damarlarında akan kan, "zaman" olarak adlandırılır ve bu kanın peşinde olan vampirler onun bir damlasını bile gözlerinden kaçırmazlar. Master Kyrie, bu vampirlerle ezelden beri savaşıyor.
Önce yüksek ateşte bir demir misali dövüldüm ve sonra keskinliğimin sabitleşmesi için soğuk suya sokuldum. Vampirler saldırmaya devam etti, Master Kyrie de onları kovmaya. Gözleri gözlerimden bir saniye ayrılmadı.
Gece yarısına kadar direnebildiğim günlerin güneşli kısımlarını ısınmadan geçirmeme rağmen hiç üşümedim. Dayanıklılığım her şeye rağmen kendisini korudu ve bakmayı öğrendim. Bakmayı bilmenin bilmemekten ne derece farklı olduğunu keşfettiğimde, içimde dünyaya gelmek isteyen kibri yerle bir etmek için çok vampir besledim. Bu vampirler bir saniye bile düşünmeden yaşam damarlarımda akan kanı tüketmeye devam ettiler.
Bu tüketiciliğe karşı içimde bazı duygular oluştu. Her zaman olduğu gibi o oluşan duygularla harekete geçmek yerine o duyguları incelemek için derimi yüzdüm. "Yaşayan"dan "Gözlemci"ye geçişim bu şekilde gerçekleşti. Gözlemcinin göreviyse derin bir kuyuya inmektir; Master Kyrie böyle öğretti. Bir kuyuya atlayamazsınız, ancak bir iple yavaşça aşağı sallanabilirsiniz.
Her bir boğumu yüzlerce farklı sorudan oluşan bir ip yaptım. İpin ucunu ve kaderimi Master Kyrie'ye verdim. Gerek görürse beni çekip çıkaracak, gerek görmezse kuyuda kalacağım. Bu belirsizliğe karşı oluşan duygularım, yeni sorular yaratarak ipimin boğumlarını güçlendirdi. İnsan herhangi bir duruma karşı neden bir duygu yaratma isteği duyar? Dış etmenler ve hormonlar arasındaki bağlantı neden filtrelenmeden kabul görür? Sıcak havayı sevenler soğuk havalarda üşüdüğünde ortaya çıkan "öfke" sizce de çok mekanik değil mi? Bu mekanizmin yaşamlarımızda yarattığı odaksızlığı farkedemeyecek kadar ne zaman aptallaştık? Dinlendirici olmayan bir gecenin sabahında bulaşık yıkama eylemine karşı bir "Duygu" yaratmak (Öfkelenmek, üzülmek, sabırsızlanmak), hafızanın aptalca kullanımından başka bir şey değil de nedir? Bedenin anlık enerji kapasitesi üzerinde hesaplama yapmak kadar basit bir çözüm varken geçmiş-gelecek düzleminde hafızayı gezdirmek oksijen israfından başka ne işe yarar? Ve bunun gibi efektifliği beklentimin çok üzerinde olan sorular.
Master Kyrie'nin gözlerine baktığımda gördüğüm kendi yansımam, kendim diyebileceğim "Şey" hakkındaki fikirlerimi her saniye daha kötüye çekiyor. Yine de, bu gözlem üzerine bir "Duygu yaratma" isteğimi dizginleyebiliyorum. Kendime acımıyorum ya da kendimi tebrik etmiyorum. Bu böyle, o kadar.
Karanlığa gözü alışan gözlemci, ışığa çıktığında karanlığa gözü alışmamış yaşayandan daha fazlasını görür. Gözlerim karanlığa alıştı.
Master Kyrie, hazırım.
https://youtu.be/k8HseP2sucY?si=d26xlBojaKMrcgDm
13.01.2024, Denizli
M.



Yorumlar
Yorum Gönder