Beni Hiç Koşarken Gördün Mü?
"It wasn't any kind of strategy. I was just fighting with the beasts at the threshold. It was merely survival."
Kocaman bir çuval aldım kendime uzun zaman önce. İçine kocaman kocaman taşları doldurdum da doldurdum. Dedim ki ben bu taşları alırım, sonra da bi güzel taşırım. Sonra varırım bi yere, çıkarırım o kocaman kocaman taşları o kocaman çuvalımın içinden. Kocaman çuvalımın içine girmeden önce durdukları yerde sadece üstüne basılan taşların onları getirdiğim yerde mutlu olacaklarına inandım.
Taş taşımak "normal eylemlerden" biri değil. Sırtımdaki çuvalla başladığım yolculukta ayaklarım beni kaçınılmaz olarak kalabalık nüfuslu yerleşkelerden geçirdi. Kalabalık, "normal eylemlerden" olmayan eylemleri izlemeyi çok sever. Gözlerini kim bilir kaç farklı amaç için kullanabileceklerken "normal olmayan eylemleri" izlemek için kullanmayı tercih etmelerini anlayamadım gitti.
Sırtımda kocaman bir çuval, içinde kocaman kocaman taşlar, gücüm yettiğince kalabalığın bakışları arasında yürüdüm de yürüdüm. Bir bakış, doğası gereği bir yorum barındırmak zorundadır. Gözlerin akılla ilişkisi bozulamaz. Bu sebeple onlara hiç bakmadım. Çünkü onlara bakmak mecburi olarak yanında getireceği yorumla birlikte benim için içsel bir dikkat dağıtıcı olurdu. Zaten içi kocaman kocaman taşlarla dolu kocaman bir çuval var sırtımda, bi de dikkat dağıtıcıyla yürüyüşümü daha fazla yavaşlatamazdım. Sırtımda kocaman bir çuval ve içi kocaman kocaman taşlarla koşamadığımı söylememe gerek yok belki de, ama yine de söyledim.
Öyle ya da böyle vardım bi yere. Açtım kocaman çuvalımı, çıkardım kocaman kocaman taşları teker teker. Hava güzeldi, güneş huzur vericiydi. Baktım taşlara. Onları çuvalıma koymadan önce nasıllarsa öyleler. Bir taştan bir şeyler beklemenin ne kadar aptalca olduğunu söylemenize izin veriyorum. Söylediklerinizi onaylıyorum.
Taşın taş olduğunu kabul etmek, tepki ve irade göstergesi aramamam gerektiğini öğrenmek güneşin batışına kadar olan tüm vaktimi aldı. Huzur verici güneşin batmasıyla, huzur gitti ve yerini sert rüzgarlı bir geceye bıraktı. Ben ve o kocaman kocaman taşların birlikte neler yapabilirdik düşüncesiyle hiç hareket etmeden bir sonraki gün dönümüne kadar oturdum.
Gözlerini sırtında kocaman bir çuval taşıyan bir adamı izlemek için kullanan bazı kalabalık üyeleri de benim oturmamı izleyip kendilerince yorumlarda bulundular. Yeni günün doğumuyla oturduğum yerden kalktım. Derin bir nefes çektim. Bu nefesi almam "normal olmayan seviyede" uzun sürdü. Kalabalığın gözleri "normal olmayan seviyede" uzun süren nefesim üzerinde toplantı ve kalabalığın üyeleri konuştular da konuştular. Halbuki ağızlarını neler için kullanabilirlerdi. Ağızlarını bu şekilde kullanmayı tercih etmelerini tüm çabalarıma rağmen bir türlü algılayamadım. Algılayamayacağım şeylerin varlığını ve bu şeylerin algılama kapasiteme karşı bir hakaret oluşturmadığını anlamam nefes almam boyunca sürdü.
Anladığım şeyler algılama kapasitemin hakaret ve stres altında olmadığını bana öğrettiğinde anlık farkındalıklarımdaki artış hareket tempomu değiştirme kararını vermemi sağladı. Sırtımda kocaman kocaman taşlarla dolu taşıdığım o kocaman çuvalla birlikte yaptığım uzun yürüyüş sırtımın, kollarımın ve bacaklarımın daha güçlü olmasını sağlamıştı. Nefes almam sonunda bittiğinde bacaklarımın yürümek için çok hafif olduğunu düşündüm ve koşmaya başladım. Koşarken de hiçbir taşın üstüne basmadım.
Ama bunu kimse görmedi.
https://youtu.be/hzIGIBQXVqA?si=zNZ9wJd0-120r377
27.08.2024, Denizli
M.



Yorumlar
Yorum Gönder