Fabrika Ayarları, Doğrulama Sapması, Heterojeni ve Rekabet Bildirgesi
"Alelade ve sıradan şeyleri yeni bir açıdan gösterebilen bir insan korkutucu olabilir. Fikirlerimizin değişmesini istemeyiz. Böyle talepler karşısında tehdit edildiğimiz hissine kapılırız. 'Önemli şeyleri zaten biliyorum!' diye düşünürüz. Sonra Değiştirici gelir ve eski fikirlerimizi bir kenara atar."
- Zensufi Ustası (Dune Rahibeler Meclisi, Frank Herbert, sf. 19)
İletişimin tüm temeli bilgiye dayalıdır. Herhangi bir iletişimde bir anlatıcı ve bir dinleyici vardır. Anlatıcının dinleyiciye anlattıkları sadece anlatıcının bildiği kadarıyla sınırlıdır. Anlatıcının bildiğini değil, bildiğini sandığını anlatmaya girişmesi iletişimde yaşanan ilk kesinti sebebidir. Çünkü bir dinleyici; tanımı gereği bilgi olanı ve bilgi olmayanı tanır. Bu, yaratılışsal bir meseledir. Yaratılışsal meseleler hakkında nedensel ve nasılsal sorgulamalar çoğunlukla çıkmaz sokaktır.
İletişimde var olan bir anlatıcı ve bir dinleyici iki ayrı dışsal varlığı temsil etmek zorunda değildir. Herhangi bir monolog da bir iletişim örneğidir. Kişinin kendisi aynı anda hem anlatıcı hem de dinleyici olabilir. Bunun farkında olabilme becerisi herhangi bir beceriden farksız olarak sadece pratikle kazanılabilir. Kişi dinleyici olarak farkındalığını aktif ettiğinde anlatıcı olarak anlattıklarının bilgi olup olmadığını otomatik olarak tanımaya başlar. Bir bireyin kendisine anlattığı hikayelerin bilgiye dayanıp dayanmadığını tanıması birey için devrim niteliğindedir. Ancak bu devrim sadece bireyin küçücük atmosferini etkiler; güneşin, bulutların ve evrenin geri kalanının bu devrimden haberi olmaz. Bu haberdar olmama durumu da "iyi" ya da "kötü" veya "doğru" ya da "yanlış" olarak yorumlanmamalıdır. Bu sadece böyledir.
Herhangi bir şeyin sadece "öyle" ya da "öyle değil" olması somut algılamalara tabidir. Somut algılamalar sınırlıdır ve yanılma ihtimalleri vardır. Bu "böyledir" denilen şey "öyle değildir" olabilir. Bu durumda yapılabilecek tek şey somut algılamadaki yanılmayı güncellemektir. Bu bilgi, bir canlı olarak fabrika ayarlarımızda vardır. Fabrika ayarlarına yapılan deneyimsel müdahaleler kişinin hem anlatıcı hem de dinleyici olabilmesini engelleyen dikkat dağıtıcılar olarak işlev görür ve somut algılamaların yanılma payına daha inanır hale geliriz. Bu yüzden devreye “yorumlar” girmeye başlar. “Şu güzeldir” , “Bu çirkindir” , “O doğrudur” , “O yanlıştır” vb. yorumlar için cüretkar oluruz. Ve bu yorumları doğrulamaya gittikçe daha yatkın hale geliriz. Buna, doğrulama sapması denir. Doğrulama sapması özünde kontrol edilebilir bir çekim hipotezidir ama bir çok insan bu sorumluluğun altına girmek istemez. Kontrol edilmiş bir doğrulama sapması kişinin duygusal zekasına ve davranış biçimlerine doğrudan etki eder. Ancak ve ancak bu etkiye kendini kendi saf iradesiyle bırakmış bir birey gerçek rekabeti anlar. Bu anlama işlemi, diğer bir çok konunun aksine anlayandan anlamak isteyene anlatarak aktırabilecek konulardan biri değildir. Bu bireyin yalnızlığında keşfetmesinden başka bir yolu olmayan bir süreçtir. En azından benim bildiğim kadarıyla.
Bireyin yalnızlığı üç aşamada incelenir. Yalnızlığın başlaması, yalnızlığın içi ve yalnızlığın son buluşu. Bu incelemenin en önemli kriteriyse bu süreçlerin homojenik bir yapıda olmamasıdır. Toplumsal bakış açısı ve toplumun doğrulama sapması homojeniyi sevmeye fazlasıyla yatkındır. Bir şeyi çoğunlukla "bir şey" olarak ele almak isteriz. Onu bir kere "bir şey" olarak ele aldığımızda da onun artık "bir şey" olarak kalması bizim için doğaldır. Onun "bir şey" olmamasına karşı koşullandırılmış duygusal tepkilerimiz otomatik olarak çalışır ve tüm bunlara rağmen yaşadığımızı iddia ederiz.
Heterojen düşünmeyse bireyin yalnızlığını daha net ve algılanabilir hale getirir. Bir şeyi nasıl ele alacağını farklı farklı özellikleri göz önünde bulundurarak inceler. Bir şey "böyledir" veya "böyle değildir" demek yerine bir şey "şu an böyledir" diyebilmenin önemini vurgular. Yalnızlığın son buluşu aşamasını yalnızlığın başlaması aşamasından keskin çizgilerle ayırmaz. Bu tarz düşünce neden tercih edilmez? Zahmetli olduğu için mi? Bilmiyorum. Ama örnekler basit ve tercih edilebilirdir. Mesela baş ağrısı bir durumdur, baş ağrısı karşısında hissedilen enerji eksikliği de bir durumdur. Bu enerji eksikliği ve baş ağrısıyla bir sohbete "daha gergin" devam etmekse otomatik ve koşullandırılmış bir duygusal ifadedir; trajikomik.
Sonuç olarak rekabetin iki motivasyon kaynağı ortaya çıkar. Birincisinin en dibinde kurtulma güdüsü yatar. "Şunu da yapayım da şundan da kurtulayım." İkincisinin en dibinde merak tohumları dikilidir. "Acaba şunu yaparsam n'olur?" Birincisi sonuçlardan çok emindir. Birincisinin dünyası homojendir. İkincisi şüpheci ve meraklıdır. İkincinin dünyası biraz homojen, biraz heterojendir. Her şeye heterojen demenin kendisinin homojen olduğu da bir gerçektir. Fikirsel düzlemde ifadeler yeterli olduysa eylemsel düzlemde ifadelere başlayalım. Açık seçik bir rekabet bildirgesiyle kapıdayım.
"Lies, truth... It's irrelevant.
The best story wins." (Da Vinci's Demons, Season 1 Episode 5)
24.09.2024, Denizli
M.



Yorumlar
Yorum Gönder