"Power Play" Final Bölüm: Örümcek Ağı, Gizli İlişkiler, Dikişler ve Bir Adım Daha
"Unutmayın; kanatlarınız yorulup umudunuzu yitirdiğinizde ve uçabildiğiniz kadar uçtuğunuzda, yolu yarıladınız demektir." - The Echidna
- "Baykuş Krallığı Efsanesi" - (2010, Zack Synder)
Nöronların en önemli görevi düşünceler ve eylemler arasında emir-komuta ilişkisini eksiksiz olarak yerine getirmek değil midir? Bence öyledir.
Bu konu hakkında tıbbi bir bilgim yok elbette, açıp da nöronların işlevleri hakkında detaylı bir şekilde okumuşluğum da yok. E o zaman "Bence öyledir" diyip; bilgi kılığına bürünmüş inançların peşinden daha ne kadar gidebilirim?
Bütün ameliyat süreci işte bu soruyla başladı. Düşündüklerimin ne kadarı bilgi, ne kadarı inanç? Üzerine beton dökülmüş ve ayaklarımızın betonun altındakileri düşünmeden yürümeye alıştığı yollar altındaki yapıları incelemek gibi bir şey bu kalkıştığım iş. Hikayesi benim gibi şekillenenler içinse dışarıdan bakıldığında zamansal bir lüks. Hiçbir birey yoktur ki bir kaldırım taşını kaldırsın, taşın altındaki toprağı kazsın, bulduklarını ayrıştırsın, sonra elleri ve kıyafetleri temiz şekilde işine vaktinde varsın. Oksijen yakıp karbondioksit salan bir canlı türü olarak fiziksel organizmam böyle programlandığı için geç kaldım.
Fikirlerim ve yaratılışım arasındaki dengesizlik, betonun altında yarayı kaplayan bir kabuk gibi karşıma çıkan ilk katman oldu. Bilgi kılığına bürünmüş inancın ne demek olduğunu o kabuğu gördüğümde anladım. Kendi ayaklarımla üzerinde gezindiğim betonların sebepsizce içimde ürettiği huzursuzluğun iyileşmemiş bir kabuğun üstüne beton dökmek olduğunu fark ettim. Fakat bu nasıl bir yaranın kabuğuydu? Yarayı görmek, ne olduğunu anlamak için harekete geçebilme cesaretini toplamak ve korku karşısında merakı koruyabilmek, vücudumun hayatta kalma ve kaçma refleksleriyle ölümcül bir mücadeleye girmeme sebep oldu. Nöronların en önemli görevi düşünceler ve eylemler arasında emir-komuta ilişkisini eksiksiz olarak yerine getirmek değil midir? Getirmediler işte.
Bir sağlıklı ve kararlı vuruşla ortadan ikiye bölebileceğim bu kabuğa, binlerce sağlıksız ve titreyen vuruşlar uygulamak zorunda kaldım. Vücudum irademe o kadar karşı geliyordu ki, onu kandırmak için dopamin serumunu kullanmamak opsiyon dışıydı. Kullandım. Odak süreme, yargılama kapasiteme ve yaratıcı zihnime kaçınılmaz olarak işkence ettim. Ne zaman birazcık enerji gelse, titreyerek de olsa kabuğu kırmaya çalışmaya devam ettim.
Somut dünyanın genel-geçer fizik kuralları sağ olsun; her başlayan ve devam eden eylem gibi bu da bitti ve kabul kırıldı. Kopkoyu bir kan dalgası aktı da aktı. Aktıkça rengi değişti, rengi değiştikçe içerisi şeffaflaştı. Kırık kabul parçalarından inşa ettiğim merdiveni sarkıttım, ve aşağıya doğru yol almaya başladım.
Aşağısı tozlu, aşağısı dokunulmamış ve milyarlarca örümcek ağıyla kaplı. Her bir ağın merkezinde etiketler, her etiketi birbirine bağlayan gizli ilişki ipleri. Her ipin ortasında bir bıçak, dokunuldukça yaralıyor. Yaraladıkça kabuklaşıyor. Etiketleri inceliyorum, düğme gibiler. Basıldıkça bıçakları oynatıyor, yarayı tazeliyor. Bir ömre sığdırmak için fazla detaylı ve büyük bir yapı. Demek ki bir ömürden fazla süredir buradalar ve şekillenmeye devam ediyorlar.
Merdivenin bir basamağında dinlenmek için titreyerek oturduğumda çaresizce ve korkuyla sesleniyorum: "Bu senaryoda özgürlüğümden nasıl bahsedebilirim?"
Cevap çok basit bir şekilde açıklanıyor; bedelini ödeyerek. Hiçbir özgürlük hikayesi yoktur ki, bedeli acıyla, korkuyla ve kararlılıkla ödenmemiş olsun.
Acı ve korku bedenimin bütün gücüyle kaçmaya çalıştığı kavramlar olsa da, kararlılığımı kaybetmiyorum. En yakınımdaki düğme görünümlü etikete basıyorum ve bir ip harekete geçiyor, bir bıçak bir kesik atıyor. Görüntüler. Bir masa ve bir koltuk, ve o masanın ve o koltuğun varoluşsal özellikleriyle bedenimde tetiklediği hareket emirleri. Bir bardak ve ağlama isteği arasındaki şifreli mektuplar. Bir tişört ve başarı hissiyatı arasındaki mors alfabesi. Bir yüz ifadesi ve kortizol salgılanması arasında yapılan gizli limbik sözleşme.
Hayatım dediğim şeyi benim aracılığımla yaşayan ip yumağı. Uzun süredir ilk defa kendi sağlıklı isteğimle verdiğim öfke ve mücadele emri. Bütün bu ağı ve bıçakları yok etmek için içimde yaktığım ateşe karşılık hissettiğim acı ve kaçma isteğiyle kararlılığımın çarpışması. Ve finalde elimde kalan bomboş, dikişlerle kapatmak zorunda olduğum bir yarık.
Önce merdivenden tekrar yukarı çıkmak, ham maddesi yara kabuğu olan merdiveni de tekrar yakmayı ihmal etmemek. Sonra yarığı tertemiz bir iradeyle dikmek.
Vaktimi ve enerjimi bunlar aldı.
Şimdi çıplak ayak yoldayım, betona basmadan yürüyorum. Bedenim iyileşmedi ama iyileşecek. Titreyerek de olsa geliyorum, önce bir adım, sonra bir adım daha.
26.03.2025, Denizli
M.



Yorumlar
Yorum Gönder