Kidlin, Daimi Zen ve Ostinato Rigore!
" ... looking at the work done and the work still to do, most people would have written the whole thing off as too much sweat for too little gain. But I didn't want an easy life. I wanted a beautiful one."
(... yapılan ve hala yapılması gereken işlere bakınca, çoğu insan her şeyi çok az kazanç için çok fazla ter dökmek olarak yazabilirdi. Ama ben kolay bir hayat istemedim. Güzel bir hayat istedim.")
- Burn: A Story Of Fire, Woods and Healing (Ben Short)
Anda hissettiğimiz herhangi bir şey zamanla içsel bir anlatıya dönüşür. Bu anlatının anlatıcısı da bizizdir dinleyicisi de. Kendimize anlattığımız hikayeler duygularımızın istikametini belirlerken dolayısıyla da davranışlarımızın sınırlarını çizer. Öyleyse denebilir ki; birini doğrudan etkilemenin yolu kendisine anlattığı hikayelerin sesini seçmektir. Herhangi bir zafer sonrasında bu zaferin kendimize olan anlatısındaki iç ses yendiğimiz rakibin "sen benden daha iyisin, beni yendiğin için benim mutluluğumu alabilirsin" diyen sesidir. Ve bunu dinlemekten mutlu oluruz. Herhangi bir yenilgi sonrasında bu yenilginin kendimize olan anlatısındaki iç ses yenildiğimiz rakibin "sen benim kadar yeterli değilsin, o senin yüzden mutluluğunu bana verebilirsin" diyen sesidir. Bunu dinlemekten de üzüntü duyarız. Zafer anlatısında başkasının mutluluğunu almak, yenilgi anlatısında mutluluğumuzu başkasına vermek; gözlemlenebilir bütün yaşantı bu iki ana başlık altında incelenebilir.
Kendi sesimizi bulmak dediğimiz şey, yukarıda açıkladığım durumu kavrayabilirseniz daha somut bir hale gelebilir. Bu durum kavranırsa, ileriye atılabilecek tek adım bu zafer-yenilgi anlatılarının ötesine geçebilmektir. Bu bireysel bir mücadeledir ve her bireyin teker teker bu mücadeleyi vermesi gerekir. Toplum gelişmişliğinin tek kıstası da budur. Maalesef 2025'te herhangi bir kavramı algılayabilmek için somutlaştırma zorunluluğumuz var. Çünkü soyutluk beynimizi kullanabildiğimiz kadarıyla (Genel halkı baz alarak değerlendiriyorum) öznelliğe tabi ve öznellik dediğimiz şey de zafer-yenilgi anlatısının ana kaynağı. Dünya nüfusunun kalabalığını ve maruz kaldığımız öznellik seviyesini göz önünde bulundurduğumuzda somutlaştırma ve nesnelliğe yaklaşma bireysel mücadelemizde kaçınılmaz.
Somutluk ve somutlaştırma kavramları basittir ve basitlik sabır ister. Sabrın iradeyi test etmesi genel olarak küçümsenir çünkü elimizde "Potansiyel gerçeklik" adını verdiğimiz soyut bir fikir var. Bu fikir insan türünün en büyük gücü olan ayna nöronlar sayesinde var. Ayna nöronlar temel prensipte kasların bedensel pratiği yapılmamış eylemler için pratiği yapılmışçasına o eylemleri öğrenebilmesine yarayan şeyler. Yani hiç yumruk atmamış birinin yumruk atan birini detaylı izlemesiyle yumruk atmayı biliyor haline gelmesini sağlayabilecek oluşumlar. Potansiyel gerçeklik dediğimiz şeyi; verdiğim örneğin finalinde gerçek bir yumruk atan kişi somut ve nesnel gerçekliğe dönüştürebilir. Bu, iyidir ve olması gerekendir. Çünkü finalde soyut değil, somut ve nesnel bir gerçek elde edilmiştir. Hatırlayalım: somutluğa ve nesnelliğe yaklaşmaya çalışıyoruz.
Ayna nöronların bu işlevi çok tehlikeli bir şekilde bizi somut ve nesnel bir sonuca ulaşmadan sahte bir zafer anlatısı sesiyle aklımızı bulandırabilir. Binlerce yumruk izleyip öğrendiğimize inanarak hiçbir yumruk atmadan hikayemizi tamamlayabiliriz. "Potansiyel gerçeklikte" o yumruğu atabileceğimizi hep bildiğimize inanırız ama o yumruğu atmayız. Böylelikle insan türünün en büyük gücü olan ayna nöronlar, en büyük zayıflığı rolünü de üstlenir. İçsel ve öznel anlatıda bu zayıflık görülmez ve duyulmaz olmasına rağmen somut ve gerçek dünyada bu çürümüşlük kabak gibi ortadadır. Stan Lee "Büyük güç büyük sorumluluk ister" derken acaba bunu mu kastetmişti?
"1 Ocak 2015'ten itibaren her gün bir sayfa okumuş olsam, bugüne kadar 3759 sayfa okumuş olurdum. Her gün 10 sayfa okumuş olsam 37590 sayfa, her gün 20 sayfa okumuş olsam 75180 sayfa okumuş olurdum. " Durduk yere akla gelen potansiyel gerçeklik anlatılarından bir örnek. Bu örneğin devamında 75180 sayfa okumuş bir insanın zihni ve davranışları üzerinde yürütülen öznel ve soyut bir inanç tahmini. Bu tahminin devamında tam olarak ne olduğunu bile bilmediğimiz bir şeye sahip olamamanın yarattığı üzüntü anlatısıyla birlikte 2035'e kadar okunmayacak olan 75180 sayfa daha. Oysa somut ve gerçek olan şey hemen açıp sadece 20 sayfa kitap okumak ve 2035'e kadar her gün bunu yapmak. Bu basitliğin insanı test ettiği irade ve sabır seviyesi şu an nesnel olarak daha somut değil mi?
Oynadığım güç oyunu seviyesi hakkında kendime anlattığım hikayelerin seslerini ayırt etmem, bu seslerin öznelliğini ve anlatılarını ayıklamam o kadar zaman aldı ki yıprandım. Sonra kendime nasıl yıprandığımı anlattım. Gerçekten yıpranıp yıpranmadığımı sorguladım. Bu sorguda hangi sesleri kullandığıma baktım. Sesleri ayırt ederken kullandığımı anlattığım hikayelerin de seslerine de baktım. Bu labirenti üşenmeden karış karış dolaştım. Potansiyel gerçekliklerimi silebildiğim kadar sildim, hala silmeye de devam ediyorum. Morpheus'un da dediği gibi "Olan şey oldu ve başka hiçbir şekilde olamazdı çünkü hala hayattayız."
33 yaşındayım ve ilk defa gözlerimi kullandığımı düşünüyorum.
https://youtu.be/_ls_w2R57II?si=OZivFbHOeJVNsgqD
17.04.2025, Denizli
M.



Yorumlar
Yorum Gönder